Dr. Ratip Kazancıgil’in Kaleminden: Edirne Anıtları

Edirne
Güncelleme:

Osmanlılar Edirne’yi aldıktan sonra kale dışında yeni yerleşim alanları oluşturdukları gibi, gerek kale içinde gerekse yeni oluşturulan mahallelerde yeni eserler yaptırarak şehri imar etmişlerdir. Bu eserlerden bir kısmı işgaller ve savaşlar sırasında yıkılmıştır. Bugün Edirne, camileri, hamamları, çeşmeleri ve köprüleriyle birlikte adeta bir açık hava müzesi görünümündedir.

Dr. Ratip Kazancıgil’in bunu çok güzel anlattığı “Edirne Anıtları” başlıklı makalesini burada sizlerle paylaşıyorum.


Edirne Anıtları

Yrd. Doç. Dr. Ratip Kazancıgil

Aslında konu başlığını “Anıt Kent Edirne” şeklinde yazmak gerekir. Çünkü Edirne, Osmanlı dönemi sivil ve dini mimari eserlerinin gelişme basamaklarını simgeleyen bir açık hava müzesidir.

Mimari tarihimizde, Erken Osmanlı Çağı’nı izleyen dönemden başlayıp Mimar Sinan’la noktalanan zirveye kadar olan gelişmenin en tipik örneklerini bu müzede, hem de beş kilometre çapındaki bir çember alanı içinde görebilmek mümkündür.

Bu özellik insanda şu fikri uyandırır:

İstanbul ve Bursa’daki eserleri görmemiş olan usta bir göz, Edirne’yi gezdiğinde her iki kentteki eserleri hayalinde canlandırabilir.

Birkaç örnek:

Edirne’deki Eski Cami’ye bakıp Bursa’daki Ulu Cami’yi; Edirne’deki Beylerbeyi, Dâr-ül Hadis ve Muradiye camilerini görüp Bursa’daki Orhan ve Muradiye camilerini düşünebilirsiniz.

Yine Edirne’deki Rüstem Paşa Kervansarayı’ndan İstanbul ve Bursa’daki hanları ve kervansarayları çıkarmak mümkün olur. Edirne’deki Sokullu Mehmet Paşa Hamamı ile İstanbul’daki Sultan Ahmet Meydanı’ndaki, yine Sinan’ın çifte hamamları birbirini hatırlatır.

Resim 1: Selimiye Camii
Resim 1: Selimiye Camii

Nihayet Edirne’deki Selimiye Camii —ki onu gören ya dehanın Sinan’ın elinde taş kesildiğini ya da taşın aynı usta elinde dehaya kavuştuğunu sanır— İstanbul’daki Süleymaniye, Şehzade ve benzeri camilerin hepsini simgeler.

Ya, cami mimarisinde çok kubbeli dönemden tek kubbeli ve iç avlulu döneme geçişin ilk temsilcisi olan Edirne’nin Üç Şerefeli Camii’ne ne demeli.

Büyük bir cesaretle orta kubbeyi yükselten ustayı kutlamak ve bu geçişin temel kurallarını gözleyebilmek için yine Edirne’nin mimari açık hava müzesini görmek gerekir.

Dini mimari eserlerin yanında köprüleri, han ve kervansarayları, hamamları, çeşme ve sebilleri, su yolları da bu müzenin görülmeye değer mimari eserleridir.

Sultan II. Murad’ın temellerini atıp Fatih Sultan Mehmet’in tamamlattığı Edirne Yeni Sarayı (Saray-ı Cedide-i Amire), Topkapı Sarayı’na model olmuştur.

“Edirne anıtlarının tüm mimari özelliklerini bir makale hududu içinde kaleme dökmenin olanaksızlığı yüzünden, bunların Yüksek Mimar Sedat Çetintaş tarafından 1930 yılında yapılmış olan değerlendirmesine göre;

Edirne’de:

  • Olağanüstü değerde eserlerin sayısı : 21 (Selimiye Camii, Üç Şerefeli Cami, Eski Cami, Muradiye Camii, Sokullu Hamamı, Sultan II. Bayezid Camii ve Külliyesi…)
  • Birinci derece değer taşıyan anıtların sayısı : 19 (Eski Edirne Kalesi kalıntıları, Gazi Mihal Camii, Yıldırım Camii, Beylerbeyi Camii, Bedesten, Ali Paşa Çarşısı…)
  • İkinci derece değer taşıyan anıtların sayısı : 40
  • Edirne şehri içinde korunması gereken anıtların sayısı : 80
  • Edirne şehri içinde üçüncü derece görünerek korunmasına bilimsel açıdan zorunluluk gerektirmeyen binalar veya harabelerin sayısı : 65
  • Şehir içinde bulunan ve incelenmiş olan binaların sayısı (Edirne Sarayı dahil değildir) : 145

Edirne Anıtları — Y. Mimar Sedat Çetintaş 1930 Değerlendirmesi

Olağanüstü değer21
Birinci derece19
İkinci derece40
Korunması gereken80
Üçüncü derece65
İncelenmiş binaların sayısı145

Ne var ki Osmanlı İmparatorluğu’na İstanbul’un fethinden önce 93 yıl doğrudan başkent olmuş, daha sonra da 19. yüzyıl başlarına kadar ikinci başkentlik yapmış olan bu kent dört kez işgale uğramış, yakılmış ve yıkılmıştır.

Bir de Yahya Kemal üstadın deyimi ile “imarın kör kazması” ile karşılaşınca o eşsiz eserlerin büyük bir kısmı ya yok olmuş ya da tahrip edilerek tanınmaz hâle gelmiştir.

Bu acı anılara rağmen Edirne, Cumhuriyet’le birlikte yeniden bir canlanma dönemine girmiştir.

Üniversitenin kuruluşu, Avrupa’ya çıkış kapısı olan Kapıkule sınır kapısının açılması ve endüstrinin gelişmesi ile şehir canlanmış; bu arada özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü eski eserlerin onarılmasında oldukça önemli adımlar atmıştır.

Resim 2: Sokullu Mehmet Paşa Hamamı
Resim 2: Sokullu Mehmet Paşa Hamamı

İmparatorlukla beraber tarihin kader boşluğuna göçmüş olan 17. yüzyılın muhteşem Edirne’sini ise ancak Edirneli şair Hayali’nin bir dizesi ile değerlendirebiliriz:

Mahbup odur ki, hattı gelir, bin civan değer
Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer.

Kaynaklar:

  1. Abdurrahman Hibri, Enis-ül Müsamirin,
  2. Ahmet Bâdi Efendi, Riyâzi Belde-i Edirne,
  3. Tosyavizade Dr.Rıfat Osman, Edirne Rehnuması, Çev:Dr.Ratip Kazancıgil, 1.bsk, Edirne,1994
  4. Evliya Çelebi Seyhatnamesi, Zuhuru Danışman, C: 6, İstanbul,1970
  5. Rıfkı Melul Meriç; “Türk Sanat Tarihi Araştırma ve İncelemeleri” İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Dergisi, C:1,s:444-536
  6. Fotoğraflar: Prof. Dr. H. Murat Tuğrul